İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kendine Özgü Dili ve Metaforlarıyla Kadın Şair Birhan Keskin

Türk edebiyatında şiir çok önemli bir yere sahip olsa da, bilinirliği romana göre daha azdır. Belirli kesimlerce sevilen şiirler, toplum tarafından her zaman benimsenememişlerdir.

Oysa ki şiirler duyguların ve düşüncelerin özgün metaforlarla dışavurumudur. Gerek bireysel gerekse toplumsal konuları ele alan şiirler, edebiyatın temel taşını oluşturan unsurlardan biridir.

Şairler, şiir yazarlarken belki kendilerini bulma yolculuklarından belki de birikeni ! dışarı aktarmaktan
geçiyorlar..

Kadın şairlerimiz her ne kadar erkek-egemen anlayışı sebebiyle çok fazla tanınmasalar da
bunlara karşın adından sıkça söz ettirip, geniş kitlelere ulaşan kadın şairlerden birisi; Birhan Keskin..

22 Aralık 1963, Kırklareli doğumlu şair, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu. Çeşitli işlerle
uğraşan şairin, ilk şiiri 1984 yılında Yeryüzü Konukları isimli dergide yayımlandı. İlk şiir kitabı ise 1991
yılında Delilirikler ismi ile yayımlandı.

Sürekli şiir üretmeye devam etti şair. Şiirin toplum tarafından romanlara göre daha az okunmasına karşın adını duyurduğu şiirleri ile iyi bir şair olarak anıldı. 2005 yılında çıkardığı “Ba” isimli kitabı ile örnek oluşturduğu konular göz önünde bulundurularak, 2006 yılında ‘’Altın Portakal Şiir Ödülü’’ verildi. Bu ödülü 1996 yılında Gülten Akın almıştı ve Birhan Keskin’i takiben 2007 yılında Lale Müldür aldı.

Birhan Keskin, şiirlerinde yalın bir dil kullanmayı tercih etse de bir araya getirdiği kelimelerle insanı başka bir dünyaya götürmesi ya da kendisi ile yüzleştirmesi oldukça mümkün.

Şiirde Türkçeyi yalın bir dilde kullanması ile Gülten Akın’la benzerlik gösteren Birhan Keskin, şiirlerinde daha çok acı, ölüm, yalnızlık, aşk konularını işledi.

Birhan Keskin şiir kitaplarında türlü düz yazılara da yer verdi. “Kim Bağışlayacak Beni” kitabında yer
alan Beyaz Delik, “Ba” kitabındaki Dümen Suyu ve “Yol” kitabındaki Sunu düz yazılarına örnektir.

Birhan Keskin zaman zaman metinlerinde kendini tekrar eden dizelere de yer verdi..

Soğuk Kazı” kitabındaki;
Birbirimize baka baka, seni yaptım.
Birbirimize baka baka seni yıktım.
Birbirimize baka baka yaptım seni.
Baka baka, ben yaptım seni

Dizelerinde birbirini tekrar eden cümleleri vardır.

Birhan Keskin şiir alanında kendine has bir anlatım dili oluşturmuş ve sürekli olarak bu yönünü geliştirmiştir.

Şiirlerinde kullandığı karakteristik cümleleri ve kullandığı metaforlarla okurunun direk kendisini tanıyacağı bir özgünlüğe sahiptir.

Şairin son kitabı olan Ba’nın ona ödül kazandırması dışında özel bir anlamı daha vardır. Kitabın açılışı şu cümle ile başlar:

“Dilimde yarım bir hece gibi kalan
babamın güzel hatırası için…”

Belki de Ba’daki eşsiz şiirlerinin temelinde yatan hüzün, bu denli güzel olmasını sağlıyordur. Şairin bu derin ruha, doğuştan sahip oluşu oldukça açık..

O günden sonra kuracak güzel bir cümlem olmadı hiç dünya için.
Rüyalarım tüller ve silahlardan bu yana sisli.
Kıvrılıp giden dalgın bir yol, yolda eski bir taş,
Limanda bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.
Uzağımda açık denizdi o yürüdü gitti.
Ben kıyıda ıssız bir ev, ince boğazda gıcırdayan tahta iskele,
iskelede bir lastik, az ilerde turuncu bir şamandıra,
İçimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum.
Bir siyah beyaz kare içinde, hepsi hepsi bir hatıra işte
Bıraktın, unuttum, unutuldum.
Seni kırdığım yerden beni de kırdılar,
Ben hiçbir cümleyle ağlayamam artık seni.

Babasının ölüm haberini Ece Temelkuran’dan alıyor şair. Ece Temelkuran bir yazısında bu konuya ilişkin şu sözleri söylüyor: “Niye bana düştü “Öldü” demek, herkes bir adım geri atarken? Ben ilk
ölüm haberini verdim ömrümde. Omuzlarından tuttuğumda seni, ellerimin arasında ilk kez bir
kadın bu kadar hızlı küçüldü. Ne betondu o gece ne soğuk.

2012 yılında Sema Kaygusuz Karaduydun isimli öyküsünde Birhan Keskin’i başkahraman yapıyor ve şu
cümlerle anlatıyor onu: “Hayatımdaki en uykusuz kişi Birhan’dır. Bana sorsalar şimdi, Birhan’ı
neresinden tanırsın? Ne şairliğinden kavrayabilirim iyice, ne her gündönümünde katmerlenen
meşrebinden, ne de hayretten beslenen fikrinden. Söyleyeceklerim hep eksikli kalır. Bir tek
uykusuzluğunu tarif edebilirim onun.

Acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun
İzlerime rastlıyorsun, bıraktıklarıma,
Orada o yolda çekmiştim ruhumu patlatan fitili
Benden savrulan parçalar kurusa da,
İzleri var hala yolun kenarında.
İzini sür yolun, acının ormanı büyütür insanı
Vakit geniştir, ufuk sandığından daha yakın
Acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun,
Ustası olacaksın içine gerdiğin tellerin
Hangi sızıyla titrer içinde, hangi sesle
Büyük bir aşk, hangi sesle ölür, bileceksin.
Ne zamandı bilmiyorum. yaşadıklarından sana
Kalan tortu, seni olduğun yere çakan, olduğun
Yerde fırtına koparan korku. kendi sarmalında
Döndün, döndün, sanma ki daha dönmeyeceksin
Kalsan da bir yer için, aslında hep gidiyorsun.
Şimdi, acının ormanından geçiyorsun
Her şey bir daha kanasa da
Ne geçtiğin yola ne sana dokunabilirim ben
Geç meleğim, senin de şarkıların olsun
İçindeki telleri titreten.

Bir röportajında ise ‘’Tabiatın kanunlarına hiç alışamadım ben’’ cümlesine yöneltilen soruya şöyle
yanıt veriyor: “Kitabın en bilinç dışı alanında gezinen şiirdir o. Bu dizenin çıkış noktasını söyleyeyim.
Bizim büyük bir balkonumuz var. Annemin orada gülleri var. Annem gülleri açtıkça kesiyor. ‘Kesme,
dalında güzel
,’
diyorum, ‘Güller kesildikçe açar diyor annem‘. Tabiatın kanunu böyleymiş. Bazı
kanunlara hiç alışamam zaten.

Keskin sanki yaşadıkça yazıyor, yazdıkça yaşıyor bazı şeyleri ve ekliyor ‘‘Çünkü yıkmak da bir şaire
göredir. Düzenli hayat bir yazara göre olabilir. Şair sürekli yolda olmalı, yol burada mecaz!
’’

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın